11 Ekim 2014 Cumartesi

Çomakçı


Ateş-i sûzân-ı firkat yaktı cism ü cânımı
Bir harâb-âbâde döndürdü dil-i vîrânımı
Neyle teskin eyleyim bu dîde-i giryânımı
Çünki aldırdım elimden sevgili cânânımı

Ağla çeşmim ağla durma gitti elden nazlı yâr
Çağla ey eşk-i terim çağla misâl-i cüy(i) bâr

Beste: Hacı Fâik Bey
Güfte: Mehmet Sâdi Bey

Çomakçı... bu kelimeyi duyan hatta , kullanan var mıdır bilemesem de, hiç kimsenin anlık dünyevi telaşlara kapılmaktan duymadığını kabullenerek, Çomakçı üzerine bir kaç söz etmenin yeri sanırım.

Evinin içinde ocak olanlar... yok yok gazlı ya da elektriklisi değil sözünü ettiğim, halis odunlusu. Evet evet, evinin içinde ocak yakanlar bilir ve genelde de en erken kalkana düşer bu isli iş. Yemekler orada pişer ama, öylesine her yemek de harlı ateşi istemez zira, ya dibi tutar ya da ne yediğini anlayamayacak kadar içinde dağılır gider. Ancak kısık ateşin de bir sorunu vardır, sürekli beslenmek ister. Hah, işte bu kısık ateşi sürdürene de, Çomakçı deniyor. Yemekten ya da yapılan işi anlayacak bilgi, zeka ya da beceriye sahip olması da gerekmiyor üstelik. Yalnızca, nereden geldiğini bile bilmediği, toplanıp aynı boyda eşitlenmiş, kuru dal parçaları alınıp Çomakçının kucağına konur. Çomakçı da belirli aralıklarda ocağa doğru fırlatır. Buna da çomak atmak deniyor. Ateşin yalazına kilitlenmiş gözler, ara sıra dumandan yaşarsa da, başlar içine doğru fırlatmaya, tuturamayıp yana düşenleri bu kez daha yakından atmaya özen gösterir, ciddi bir iş yapıyor edasında. Ancak akıl işi değil, bir yerden sonrasında can sıkılır ve atım hızı sıklaşmaya başlar. Arkadan uyarı gelir, “Yavaş, yavaş. Acele etme!”. Omuz silkerek yanıtlanır, “Yok canıım, ne alakası var?” dercesine. Bir süre sonra, sırttan bir kaçamak bakışla tam gaza basılacakken, aynı nakarat daha kalın ve yüksek tonda ardından yankılanır, “Yavaaaş”.

Pişim süresinin uzunluğunda gelen giden de olur ve söz ona da gelir dayanır, “Eee, n’apıyon?”. Tam “Heeçç...” denecekken, ardındaki ses en oynak haliyle, “N’apcakki, bana çomakçılık yapıyoo... ha ha ha ...” Anında itiraz, “ Ya, herkese niye öyle diyon, essah sanacağlar” Ses yine kalınlaşır adeta aba altından gösterilen sopa kıvamında, “Essah deel mi?” Belli ki yelken su almakta, “Ya sen, kimden yanasın?” O an dış yardım imdada yetişir, ”Zate, ben duymadım. Tam ne yemekler vaa diye düşünüğken, gonuştuğunu bilem işitmemişim. Sen heeç yorma gafanı, anasının güzeli.” diyen destekle ateşten kurumuş dudak uçları keyfle yanaklara kaykılır.

Bu arada evde olmanın hazırcılığı da kullanılır, “E nassısa sürekli atmıyon çomağları. Bakıve bi folluğa, yımırta düşmüş mü hele?” ya da “Mal, olmadık yerlere pisleep de ziyan etmesin pohunu, bi yol küreğnen alıver, hadi aslanım beniim” gibi hizmet çeşidiyle karşılaşır. Akıl, hizmet sonunda verilecek elli kuruşa takılmış bir kere. Heba etmeye değmeyeceğinden, emirlere amadeliğini sürdürür gider. Sonunda iş biter ve bir elli kuruş çıkar, memebankta ısınmış. İlginç yanıysa, attığı çomaklarla pişeni ancak akşam sofrada görür, kimi zaman “Ulan bunun için miydi?” gibisinden iç geçirse de.

Velhasıl; Çomakçı da, çomakçılık da bu.
Hani kurbağayı kaçırmadan haşlayan ateşin kıvamına çomak atanlara, yaptıkları işi anlattım yalnızca. Bu akşamın sofrasına konmuş tencerede görünense; kan gölüne dönmüş suyundan yanmış kara bulutlar tütmekte. Kaygım o ki, çomakçının “Yav mis gibi olmuş, hele yanında bi baş soğan da olsa, ne güzel olurdu” demesi. Ocakçının niyeti zaten buydu. Çomakçısıyla da bunu becerdi de.
  
Sözüm o ki; bu işi 50 kuruşa yapmayıp gün görelerdi hiç olmazsa. Bak, birlikte geber(til)ip gideceğiz aynı b.k çukurunda.  Anlamadığımsa; ateşi harlamasın diye, çomakçı yerine yerden çomak toplamanın derdi ne ola?

Sevgilerimle... 
ahb 

not: Diğer yazılarıma, yandaki GÜNCELERİN TÜMÜ bölümünden yıllık/aylık/tek tek ulaşıp okuyabilirsiniz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme