DEVLET tiyatrolarının Aralık ayının ilk haftasının sonuna kadar sergilediği "Fosforlu Cevriye"ye ilişkin 6 Aralık 2008 tarihli "Cevriye'nin Fosforu" yorumumu yineliyorum. Hani; belki de gaza gelip, tüm AVM'leri amaçsızca adımlamaktan iyidir niyetine...
Bu akşam, Refikamın her zamanki atikliği yerine, azmi sayesinde DT'nun Akün Sahnesinde sergilediği "Fosforlu Cevriye" oyununu seyretme fırsatını bulduk. Bu kez, internetin bilmem kaç MB hızı bile, biletlerin sifon deliğinden akma hızında tükenişine seyirci kalmamızın ötesine geçiremezken, her zamanki karamsarlığımın beyaz rengi olan refikamın, kargaların kahvaltı saatlerinde pusuya yattığından haberim yoktu. Ve bir sabah "tamam"diye müjdeyi verirken "bu kez hem de en ön sıradan" dediğinde sabah mahmurluğumun ayılmazlığını, bir saldırmanın keskinliğiyle paramparça etti. Yani, usta bilet avcısının yanında "Yav gidemiyoruz, bilet ücreti de gündem yaratacak pahalılıkta da değil. Allah bilir bu bilete muhtaç kaç seyirci bekliyordur" diye iade etme külfetine katlanan, tanımadığım sabık koltuk sahiplerime de teşekkürü bir borç biliyorum.

Müziklerini Atilla Özdemiroğlu, Şarkı Sözlerini ve Yönetmenliğini Gülriz Sururi'nin yaptığı, Fosforu Feray Darıcı'nın parlattığı gece için söz söylemenin bana düşmeye tenezzül etmeyeceğini söylemek yerinde olur. Geçen sezon izlediğimiz "Rembetiko" kıvamında, uzun yıllar hatırladıkça yaşayacağımız, yaşadıkça da daha çook hatırlayacağımız bir "müzikal". Her ne kadar müzikal tanımında operet ile karıştırılarak "konusu hafif" diye hafifsense de konuyu bilenler açısından bunun nasıl hafifletileceği hayli merak konusu idi. Yok yok, korkulan olmadığı gibi, yağdanlık uğruna sansür yandaşlığına soyunulmadığından oyuna çok büyük bir ihtişam katmış.

Akün Sahnesi, Çayyolu Sahnesi'nden sonra en beğendiğim sahne. Oyuncular, müzisyenler kalabalık. Doğal olarak onca insan ve mekanın desteklenmesi için bir o kadar da yüzünü görmediklerimiz var. Hepsi bir araya geldiğinde, hiçbir davetli icabet etmemiş olsa da önlerinde çocuğunuzu evlendirmekten gurur duyabileceğiniz bir kalabalık.
Kostüm, Işık, Müzik DT'nun bildik sağlam alt yapısıyla oyunun çıtasını dimdik ayakta tutuyor.
Uzun uzun yazacak cümleler yerine mükemmelliğini tanımlamak için ozanın deyimiyle "kelimeler kifayetsiz" kalıyor. Bu nedenle "nasıl"ları yerine sonuçlarından söz etmek usluba uygun düşeceğini sanıyorum.

Gelelim en ön sırada oturmaya. Bu güne kadar bu tür yerlere hep kendi cebimizden ödediğimiz bilet ücretleriyle gitmemiz, bizi bu yaşımıza kadar hep en ön sırada oturmamamızı sağladı. Bana sorarsanız, hiçbir yerde en önde oturmayı sevmediğim gibi beni huzursuz da eder. Düğüne gidersiniz, dansöz tutup sizi kaldırır, oynatmaya kalkışır, gösteriye gidersiniz illizyonist kulağınızdan yumurta çıkartır, panele katılırsınız mikrofon uzatılır,... Bu nedenledir; üç sırası satılmış tiyatroda bile gider 3. sırada otururuz, ilk iki sıra bomboş olsa da. Bilebildiğim kadarıyla ilk sıradan başlamak üzere oyunun tutmasına bağlı olarak belirli sıra "kontenjan"dır. Bana sorarsanız "beleşhane". En dayanamadığımsa, gelmeyen DEVLETLU'nun yerinin boş bırakılması, her ne kadar bu uygulama, bu yaşamdan göçenlerin "hala aramızda, yaşıyor" anlamını taşısa da.
Kısaca bu gece yaşanılası bir oyun izledik. İsimleri altalta sıralanınca kırmızı halı uzunluğunu bulan, "alnında ışığı gören" her ustaya şükranımı yollamak beni mutlu ediyor. Elimden gelen de bu...
Sevgilerimle...
ahb
not: Diğer yazılarıma, yandaki GÜNCELERİN TÜMÜ bölümünden yıllık/aylık/tek tek ulaşabilir, YAHOO360 ARSIVI bölümünden yayınlanmış eski günceleri okuyabilirsiniz.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder