3 Şubat 2011 Perşembe

Düş Hekiminin Gerçek Masalı


Ocak ayında; üyesi olduğum Matematikçiler Derneğinin düzenlediği Geleneksel Öykü Yarışma Galasının öyküsünü son güncemde paylaşmıştım. İçeriğinin; bizce olanca dolgunluğu ve doygunluğuna rağmen oluşan durum karşısında, "olur öyle şeyler, kafanıza takmayın" deme arifliğini gösteren ve "Öykülerle Söyleşi" bölümünde onur konuğumuz olan Dostum Düş Hekimine, ne kadar şükran borcumuz olduğunu, ancak o günü içinde yaşayanlar bilebilir.

Masal yazmaya çabaladığım günlerden birinde onun için yazdığımı bir kez daha paylaşmak istedim.


DÜŞ HEKİMİNİN GERÇEK MASALI

Günün birinde
Güneşli bir ülkede
Bir hekim yaşarmış gönlünce.

Yine günün birinde
Yaşamı sürdürürken sevgiyle
Birden bulutların itişmesiyle
Gökyüzü kararmış bütün öfkesiyle.
Ve yağmur indirivermiş baştan aşağı
Güneşli günlerin ülkesine.

Bilge,
Hekimin omuzuna dayadığı eliyle
“Hemen, bir tekne yap kendine
Kaçıp kurtar kendini,
Git buralardan uzaklara bir yerlere
Bana bak, yoksa heba olup gidersin yok yere"

Hekimin duruyordu önünde,
Mürekkebi daha kurumamış
Yazdıklarından katladığı bir tekne.
Ama içine bir binebilse
Bal gibi biliyordu halbuki
Bir ayağını uzatıp girse
O an dibi boylardı denizin mavi derinliklerinde.

"Nasılsa, ruhum yazdıklarımın terinde
Onu bindireyim bari hiç yoktan bedenim yerine
Haydin uğur ola bebeler, hepinize güle güle”
Diye yolcu etmiş, el sallamıştı arkalarından,
Katlanmış kağıttan göz kırpan kelimelerine.
Ardından vurmuştu yolu o dazlak tepeye
Sığınmıştı adeta, bir başına rüzgarlarla salınan,
Kıraç Tanrıçalığına soyunmuş Ahlatın gölgesine.
Dayayıvermişti sırtını o an, ağacın yaşlı bedenine.
Ve beklemeye başlamıştı,
Tufan ne zaman sona erecek diye.

Gel zaman git zaman, günlerden bir gün olmuştu yine
Yeniden Güneş açmıştı aynı ülkeye
Uzamış sakalıyla hala tebessüm ediyordu
Su ile dolmuş ovanın derin sessizliğine.
Ne olduysa, işte o kuşluk vakti olmuş,
İnanamamıştı kısılmış gözlerinden gördüklerine
Ufuk çizgisinde telaş içinde yol alan bir tekne
Önceleri ufak sonrasında haylice
Kendi elinin nemiyle katladığı kağıttan gemi ile
Yanaşınca kayaların dibine
Güverte çoktan ana baba gününe dönmüştü,
Bir şölenin keyfiyle
Tek tek dostları atlıyordu taşdan iskeleye
Sanki her birini ayrı ayrı düşünde görürcesine.
Kıraça kök salmış Ahlatın tok sesiyle
Selamladı herkesi salladığı eliyle
Onlara Tufandaki ağacını anlatacaktı kendi diliyle.
Oysa ki anlaşılıyordu artık,
Yıllar yılı beklenen
Yağamamış bir yağmurmuş düşlerinde
Deli selin durulduğundaki düzlüğünde.
Çürük bir sayfaya yazılmış
Sağlam kelimelerin karinesinde
Belli olmuştu daha çok sefer yapacaktı bu tekne
Uzaklaşırken dumansız bacasının
Deniz üzerinde endamlı süzülüşünde.

Sanırım bu masal daha çok süreceğe benziyor gönüllerde
Ahlattan Hekime,
Hekimden Tekneye,
Tekne inatla geri dönüp yanaşıyor liman bildiği
O Ahlatın dibine.
Bir önceki seferinden daha çok kalabalık taşımıştı ona
Lebaleb doluşmuş sevgililerle.

Gelebilirsem sözün özüne;
Üstlenmiş sevgiyi yüreğiyle
Bir eliyle aldıklarını
Çoktan dağıtmaya başlamış diğerlerine
Bembeyaz tennuresini dönerken savurtan
Başı bir yana eğik
Semazenin görkeminde…

ahmet haluk başaklar

10.10.2005
“Orman da olsa her ağaç tektir…”

not: Diğer yazılarıma, yandaki GÜNCELERİN TÜMÜ bölümünden yıllık/aylık/tek tek ulaşabilirsiniz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder