ahb
Müzik: İncesaz-Bayram
Bir bayram sabahı tutulan şeker çanağından,
Başparmakla çukulatayı
Can çok çekse de görmezden gelip
Badem şekerinden iki tane almak,
Gözler pırıl pırıl parlayan yaldızlısında kala kala.
Saf limon kolonyalı elleri sıradan öpüvermek,
Alna koymayı unutmaksızın.
Akıllar; cepteki harçlıklara kaç çatapat sığabilirin
Ilık telaşında.
Nemli tülbentle ütülenmiş pantolonların sertliği
Dizlerin kıvrılmasını engellerken,
Ayakkabıların burnuna sıvaşmış çamurun
Ne halt edileceğinin derdiyle,
O bilmem kaçıncı med cezir oyunları
Gözlüksüz dört gözle beklenirdi
Aynı çocuksu çoşkuyla.
Sonraları bulaşanların yeri
Paçadan yukarıya doğru değiştikçe
Bu git geller iyiden iyiye azıttı,
Hormonlu domatesin memelenmesinde.
Kendi deden gibi dede,
Baban gibi baba olamama derdi
Vurdumduymazlıklarda.
Badem şekersiz, kolonyalanmış elsiz, mendilsiz...
Saf olmanın biçare açmazlarının koynunda
Sabahlarken pervasızca.
Cami avlusunda bayramlık ayakkabı çaldırtmadan,
Boş arsada teneke kutu altında mantar patlatmadan,
Komşu kapıları çalıp
Toplanan şekerlerden bağırsakları bozmadan,
Öpülmeden,
Öpmeden
Bir bayram daha bitiyor;
Ne sen onu
Ne de o seni anmadan,
Tatmadan.
Açılmış uykulu gözlerle yastığın kenarına iliştirilmiş
Çorapları bulmanın değersizliğinde,
Çağ atlıyoruz ip yerine,
Bir ayak yakalarsak bileğinden sabah sabah
Nasıl kaydırılacağı düşünülür anlamsızca ancak
Deniz üstünde yedi kez sekecek taş yerine.
Din bütün olsun diye
En yetkinler
En etkili sesleriyle
Çene altındaki düğümler sıkılaştırıldıkça
Düşünceler örtünmeli
Ki; elden gitmesin”in ortaoyunculuklarındalar
Pişekarsız, Beberuhi kıvamında.
Ne bir gazoz simite yetecek cepteki bozukluklar,
Ne arka cepteki katlamış beyaz kumaş mendiller,
Ne de emerken içinde düşler kurulan akide şekerleri
Hepsi bir yana;
Gölgesi bile yok artık
Bakılan aynadaki balık gözlerde.
Ancak çenealtındaki düğümler tas tamam,
O günkülerin istediği gibi olmasa da
Bu günkülerin dediği gibi
Sımsıkı, adeta kördüğüm;
Bir daha çözülmemecesine sadık…
Yeni alınan pantolonuna
Yama diktirmeden giymeyen,
Tütün kolonyası kokulu dedeler gibi de
Dede olunmadı bir daha artık,
Her ne kadar yeni yetme dedeler kendileri için
Utanmadan çok şükür bile dese de.
Kenarında okuması bile
Başlı başına bir dert markalı türban yerine
Kendi işlediği iğne oyalarla süslü yemeniyi
Başına geçiren
Anneanneler gibi de anneanne olmadı dedeler gibi;
Ucuna gönlünü, sevgisini nakşettiği pazar işi mendili
Bayramlarda avuç içlerine sıkıştıran.
Herkesten önce uyanıp,
Traşını olmuş yeni giysiler içinde ne babalar,
Ne de üç gün öncesinden
Lahana sarmalı, cevizli gül tatlılı bayram yemeğini
Sofraya çıkarmanın gururu,
Bir o kadar da yorgunluğu üzerine düşmüş anneler
Yetişmiyor artık,
Bir bayramdan bir bayrama da olsa.
Bedenler aynı bedenler de olsa
Çağın dayatmalarındaki duygular taşınıyor oysa
Elektronik elektronik, teknolojik teknolojik
Şeker bekleyen bayram çocuklarına
Olsa olsa beşer volt elektrik dağıtılacak neredeyse,
Neyin neye,
Neresinden atlandığı dahi anlaşılmamış bu çağda.
Cepteki gönül
O da çok çekerse,
Oğlana Laptop,
Kıza son model cep telefonu,
Babaya avuçiçi bilgisayar,
Anneye otomatik vites bir araba alınır,
Muhafazakarlığın
Çene altına alınmış düğümünün sıkılığında.
Eller havada kavuşarak haykırmalı
“Çağdaş olacağım” diye diye…
Her ne kadar birileri çağdaş olunacak diye
Topladıklarını
Kenetlenmiş iki ellerinin arasında saklamışlardı
Olanlar sonradan öğrenilse de.
Yani boşa sallanmamıştı Stilo kalemler bir zamanlar,
Çağdaşlık adına
Artık boş borç senetleri imzalanmalıydı ardı ardına,
Anılar, mektuplar, şiirleri
Mum ışığında yazmanın aptallıkları yerine…
Hatta o yıllara kadar keyifsiz gelenler,
Artık güzel arabalar içinde hız yaparken
Karılarına kaset sürdürmeliydi
Neşenin nasıl bulunacağı açık açık öğretilirken,
Salladıkları kalem uçlarından sıçrayan mürekkeplerle
Kör edilmiş gözlere batırırcasına.
Onlar;
Ediz Hun’la Hülya Koçyiğit’ten kalma alışkanlıkla
Açık ağızların dudaklarına yapışıp kalmış
Çekirdek kabuklarıyla İzlenmeliydi,
Soluk soluğa,
Bileklerden geçen damarlar
Kendiliğinden jiletlenircesine…
Kafadaki ikiz lop “Ayy... kırışmış” diye önce gerdirilip
“Orada iyice gözükmüyor” adına
Bel altına takıldığından,
Atlanan çağın aydınlığı da, aramanın tembelliği de
Düşüncenin bulunduğu yerle ilişkisinden olsa gerek.
Gerçektir; bayram da atlandı, seyran da
Hatta sevdalar bile...
Ancak sarışın mı olduğunu dahi bilemediğimiz
Bir tek çağ dışında.
Bu güzelim insanlara
Daha çok yakışmaz mıydı halbuki ?;
Bol kıvrımlı,
Bol kırışıklı beyindeki akıllı düşünceler,
Yüksek tansiyonla atan
Kanlı yürekdeki sevgiler...
ahmet haluk başaklar
10.8.2004-Bodrum
Bir bayram sabahı tutulan şeker çanağından,
Başparmakla çukulatayı
Can çok çekse de görmezden gelip
Badem şekerinden iki tane almak,
Gözler pırıl pırıl parlayan yaldızlısında kala kala.
Saf limon kolonyalı elleri sıradan öpüvermek,
Alna koymayı unutmaksızın.
Akıllar; cepteki harçlıklara kaç çatapat sığabilirin
Ilık telaşında.
Nemli tülbentle ütülenmiş pantolonların sertliği
Dizlerin kıvrılmasını engellerken,
Ayakkabıların burnuna sıvaşmış çamurun
Ne halt edileceğinin derdiyle,
O bilmem kaçıncı med cezir oyunları
Gözlüksüz dört gözle beklenirdi
Aynı çocuksu çoşkuyla.
Sonraları bulaşanların yeri
Paçadan yukarıya doğru değiştikçe
Bu git geller iyiden iyiye azıttı,
Hormonlu domatesin memelenmesinde.
Kendi deden gibi dede,
Baban gibi baba olamama derdi
Vurdumduymazlıklarda.
Badem şekersiz, kolonyalanmış elsiz, mendilsiz...
Saf olmanın biçare açmazlarının koynunda
Sabahlarken pervasızca.
Cami avlusunda bayramlık ayakkabı çaldırtmadan,
Boş arsada teneke kutu altında mantar patlatmadan,
Komşu kapıları çalıp
Toplanan şekerlerden bağırsakları bozmadan,
Öpülmeden,
Öpmeden
Bir bayram daha bitiyor;
Ne sen onu
Ne de o seni anmadan,
Tatmadan.
Açılmış uykulu gözlerle yastığın kenarına iliştirilmiş
Çorapları bulmanın değersizliğinde,
Çağ atlıyoruz ip yerine,
Bir ayak yakalarsak bileğinden sabah sabah
Nasıl kaydırılacağı düşünülür anlamsızca ancak
Deniz üstünde yedi kez sekecek taş yerine.
Din bütün olsun diye
En yetkinler
En etkili sesleriyle
Çene altındaki düğümler sıkılaştırıldıkça
Düşünceler örtünmeli
Ki; elden gitmesin”in ortaoyunculuklarındalar
Pişekarsız, Beberuhi kıvamında.
Ne bir gazoz simite yetecek cepteki bozukluklar,
Ne arka cepteki katlamış beyaz kumaş mendiller,
Ne de emerken içinde düşler kurulan akide şekerleri
Hepsi bir yana;
Gölgesi bile yok artık
Bakılan aynadaki balık gözlerde.
Ancak çenealtındaki düğümler tas tamam,
O günkülerin istediği gibi olmasa da
Bu günkülerin dediği gibi
Sımsıkı, adeta kördüğüm;
Bir daha çözülmemecesine sadık…
Yeni alınan pantolonuna
Yama diktirmeden giymeyen,
Tütün kolonyası kokulu dedeler gibi de
Dede olunmadı bir daha artık,
Her ne kadar yeni yetme dedeler kendileri için
Utanmadan çok şükür bile dese de.
Kenarında okuması bile
Başlı başına bir dert markalı türban yerine
Kendi işlediği iğne oyalarla süslü yemeniyi
Başına geçiren
Anneanneler gibi de anneanne olmadı dedeler gibi;
Ucuna gönlünü, sevgisini nakşettiği pazar işi mendili
Bayramlarda avuç içlerine sıkıştıran.
Herkesten önce uyanıp,
Traşını olmuş yeni giysiler içinde ne babalar,
Ne de üç gün öncesinden
Lahana sarmalı, cevizli gül tatlılı bayram yemeğini
Sofraya çıkarmanın gururu,
Bir o kadar da yorgunluğu üzerine düşmüş anneler
Yetişmiyor artık,
Bir bayramdan bir bayrama da olsa.
Bedenler aynı bedenler de olsa
Çağın dayatmalarındaki duygular taşınıyor oysa
Elektronik elektronik, teknolojik teknolojik
Şeker bekleyen bayram çocuklarına
Olsa olsa beşer volt elektrik dağıtılacak neredeyse,
Neyin neye,
Neresinden atlandığı dahi anlaşılmamış bu çağda.
Cepteki gönül
O da çok çekerse,
Oğlana Laptop,
Kıza son model cep telefonu,
Babaya avuçiçi bilgisayar,
Anneye otomatik vites bir araba alınır,
Muhafazakarlığın
Çene altına alınmış düğümünün sıkılığında.
Eller havada kavuşarak haykırmalı
“Çağdaş olacağım” diye diye…
Her ne kadar birileri çağdaş olunacak diye
Topladıklarını
Kenetlenmiş iki ellerinin arasında saklamışlardı
Olanlar sonradan öğrenilse de.
Yani boşa sallanmamıştı Stilo kalemler bir zamanlar,
Çağdaşlık adına
Artık boş borç senetleri imzalanmalıydı ardı ardına,
Anılar, mektuplar, şiirleri
Mum ışığında yazmanın aptallıkları yerine…
Hatta o yıllara kadar keyifsiz gelenler,
Artık güzel arabalar içinde hız yaparken
Karılarına kaset sürdürmeliydi
Neşenin nasıl bulunacağı açık açık öğretilirken,
Salladıkları kalem uçlarından sıçrayan mürekkeplerle
Kör edilmiş gözlere batırırcasına.
Onlar;
Ediz Hun’la Hülya Koçyiğit’ten kalma alışkanlıkla
Açık ağızların dudaklarına yapışıp kalmış
Çekirdek kabuklarıyla İzlenmeliydi,
Soluk soluğa,
Bileklerden geçen damarlar
Kendiliğinden jiletlenircesine…
Kafadaki ikiz lop “Ayy... kırışmış” diye önce gerdirilip
“Orada iyice gözükmüyor” adına
Bel altına takıldığından,
Atlanan çağın aydınlığı da, aramanın tembelliği de
Düşüncenin bulunduğu yerle ilişkisinden olsa gerek.
Gerçektir; bayram da atlandı, seyran da
Hatta sevdalar bile...
Ancak sarışın mı olduğunu dahi bilemediğimiz
Bir tek çağ dışında.
Bu güzelim insanlara
Daha çok yakışmaz mıydı halbuki ?;
Bol kıvrımlı,
Bol kırışıklı beyindeki akıllı düşünceler,
Yüksek tansiyonla atan
Kanlı yürekdeki sevgiler...
ahmet haluk başaklar
10.8.2004-Bodrum
"Balık Tutan Şaşı Kedi Sokağı - Mavi"
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder