27 Mart 2016 Pazar

Perdee

Ucubecilere, körkütük cehalete inat;
Dünya Tiyatrolar Günü Kutlu olsun...   
Zaten aktör dediğin nedir... Oynarken varızdır... 
Yok olunca da sesimiz bu boş kubbede hoş bir sada olarak kalır... 
Bir zaman sonra da unutulur gider... 
Olsa olsa eski program dergilerinde silik birer hayal olarak kalırız...
 
Görooorum hepiniz gardroba koşmağa hazırlanıorsunuz... 
Birazdan teatro bomboş kalacak... 
Ama teatro işte asıl o zaman yaşamağa başlar...
 
 Çünkü Satenik'in bir şarkısı şu perdeye sinmiştir... 
benim bir tiradım şu pervaza asılmıştır... 
Hıranuş'la Virginia'nın bir diyaloğu eski kostümlerden birinin yırtığına sığınmıştır...
İşte o hatıralar bu sessizlikte saklandıkları yerden çıkar bir fısıltı halinde yine sahneye dökülürler...
Artık kendimiz yoğuz... Seyircilerimiz de kalmadı... 
Ama repliklerimiz sabaha kadar fısıldaşır dururlar sahne üzerinde... 
Gün ağarır... 
temizleyiciler gelir... 
Replikler yerlerine kaçışırlar...
 
Perdeeeeeee...

Tomas Fasulyeciyan

not: Diğer yazılarıma, yandaki GÜNCELERİN TÜMÜ bölümünden yıllık/aylık/tek tek ulaşıp okuyabilirsiniz.

21 Şubat 2016 Pazar

Kimi çocukların babaları, nedense farklıdır

Konusu; Mexico City'nin gecekondu mahallelerinden birinde erişkin dört çocuğu ile yaşayan dul Jesus Sanchez'in, güç ekonomik koşullar altında verdiği hayat mücadelesi konu edilmekte. Amerikalı antropolog Oscar Lewis'in 1961 yılında yayımladığı roman, 1978 yılında Cesare Zavattini ve yönetmen Hall Bartlett tarafından senaryolaştırılarak film olarak çekildi.  Başlıca rollerini Anthony Quinn, Dolores del Rio, Katy Jurado ve Lupita Ferrer'in paylaştığı filmin müziklerini yapan Chuck Mangione de, bu parçasıyla Grammy Ödülüne layık görülmüştü. 


SANCHES'İN ÇOCUKLARI

Hayalleri ve umutları olmadan bir insan, ölür.
Bedeni hareket etse de, yüreği mezarda yatar.
Toprağı olmayan insan, hayal kuramaz çünkü değildir özgür.
Her insanın doğrulukla yaşayacağı bir yere ihtiyacı olur.

Alın kırıntıları kıtlık çeken askerlerden, Ölmezler.
Tanrı demiş ki; yalnız ekmekle hayatta kalmaz insan.
Alın yiyeceklerini aç çocuklardan, Ağlamazlar.
Yetersizdir yalnızca yiyecekle açlığını gidermek, gözlerin.

Her çocuk, ferdidir insanlık ailesinin.
Meyvesidir, çocuklar insanlığın.
İzin verin, sevgisini hissetsinler tüm insan ırkının.
O kucaklayışın sıcaklığı ve gücüyle onlara dokunun.

Bana sevgi ve anlayış verin ben ilerlerim.
Hayallerim gerçekleşir, büyüdükçe çocuklarım.
Tanrı sizi kutsayacak, çocukların ağlamalarını duyanlar.
Ben Sanchez'in çocuklarını hep duyacağım.

Çeviri: Ekin Özbek


Sevgilerimle... 
ahb 

not: Diğer yazılarıma, yandaki GÜNCELERİN TÜMÜ bölümünden yıllık/aylık/tek tek ulaşıp okuyabilirsiniz.

13 Şubat 2016 Cumartesi

Kendine Usta diyen olursa, bir kez düşün


Biraz evvel
İşgüzarlık yapıp
Mavi gökyüzünün alt ucunu temizlemeye kalkıştım,
Kirlenmiş sandığımdan.

Biraz sert ovmuşum ki;
İnceldiği yerlerinden önce kızardı, sonra morardı
Gün batarken.

Güneşi boyamaya kalkıştım
Gök mavi ten rengine kavuşsun diye.
Daha da beter oldu, ortalık karardı
Neyse ki yıldızlar vardı.

Korkudan denizden su çarptım
Göğün yüzüne bir iki avuç,
İncitmeden.

Oh çok şükür,
Yeniden gökyüzü eskisi kadar maviydi.

Bir daha kirlendi diye ellemek mi ?…
Elleyenin…
                                ahb
                          9.11.2003 
Öğretim cehaleti siler… ya eşekliği ?”
"Balık Tutan Şaşı Kedi Sokağı - Mavi"

not: Diğer yazılarıma, yandaki GÜNCELERİN TÜMÜ bölümünden yıllık/aylık/tek tek ulaşıp okuyabilirsiniz.

11 Ocak 2016 Pazartesi

Vardır mutlaka, her mahallede bir Fahriye Abla

Uzun yıllardır Aralık aylarını; kışın yüzü olarak görmemden mi yoksa,
sevdiklerimin sıcak bedenlerini donmuş toprağa teslim etmenin
tedirginliğinden midir bilemedim, 
acemi damatçasına bir türlü adımına ayak uyduramaz oldum.
İşte İhsan Baş ve Hüsnü Çubukçu Ustalarımı 
böylesi yalnızlaşmış günlerde yitirmiştim.
Ortak yanları ise; ikisi de söz Ustalarıydılar ve
dillerindeki söylemleri, bedenlerinden ömürlerince hiç ayrı kalmadılar.
Hiçbir zaman hatırlatmadan, hatırlatılmadan geçirdiler uzun olmayan ömürlerini. Bugünse, onlardan kalanların çıraklığını sürdürmekteyim.

Oğlu Tamer Baş Kardeşimden edindiğim, 
972 yılından kalma bir ses kaydına bir kaç görsel eklemeye gayret ettim. Hepsi bu. Umarım aldığım keyfi, siz de alırsınız.
Saçtıkları ışıkları, aydınlığım olur.

Sevgilerimle... 
ahb 

not: Diğer yazılarıma, yandaki GÜNCELERİN TÜMÜ bölümünden yıllık/aylık/tek tek ulaşıp okuyabilirsiniz.

6 Ocak 2016 Çarşamba

Üçü bir arada


Dışımızdaki doğrular,
Kimi zaman kimilerince
Bizim evin önünden geçse de,
Niyeti;
Tesadüfen geçerken uğramak mıdır, 
Yoksa, kur yapmak mıdır ?
Belli belirsiz sürtünürken
Bizim çatının kiremitlerine.

Beğenmemezlik olamaz Tanrı misafirini,
Olduğumuzu değil de bulduğumuzu kemirircesine.

Her bavul ticareti yapan doğruda,
Gerçekler kulak kiri karıştırırcasına kurcalanırsa,
Çakalların ağzının suyunu akıtan karacanın
Leşinden dışarı sarkmış karnında kurtlanıp
Naçar kalıverir insan.

O an içindeki payandaları kendinin sökesi gelir,
Yenisi sipariş edilmişcesine bilgelere.
Sığınacak bir liman,
O limanda bir iskele,
O iskelede bir baba
Aranılır tutunmak adına,
Palamarsız, çıpasız biçare.

Birden arka cebe zulalanmış üç bahane
Kurtaracaktır kendini belki de,
Yetmezmişcesine
Haklı bile kılacaktır dönüştüğünde
Postu değiştirilmiş havadan sudan gerekçeye.

                                                                   ahb                                                                        
                                                              8.10.2004                                                                                         “Üç bahaneye bir gerekçe”                                                        
                                                     "Şaşı Kedi Sokağı - Kırmızı"

not: Diğer yazılarıma, yandaki GÜNCELERİN TÜMÜ bölümünden yıllık/aylık/tek tek ulaşıp okuyabilirsiniz. 

2 Aralık 2015 Çarşamba

Ahraz çenede değil de Akıl da olursa...

Kim söylemiş beni
Süheylâ'ya vurulmuşum diye?
Kim görmüş, ama kim,
Eleni'yi öptüğümü,
Yüksekkaldırımda, güpegündüz?
Melâhat'i almışım da sonra
Alemdara gitmişim, öyle mi?
Onu sonra anlatırım fakat
Kimin bacağını sıkmışım tramvayda?
Güya bir de Galataya dadanmışız;
Kafaları çekip çekip
Orada alıyormuşuz soluğu;
Geç bunları, anam babam, geç;
Geç bunları bir kalem;
Bilirim ben yaptığımı.

Ya o, Muallâ'yı sandala atıp,
Ruhumda hicranın'ı söyletme hikâyesi?

Orhan VELİ - Dedikodu

Sevgilerimle... 

ahb 

not: Diğer yazılarıma, yandaki GÜNCELERİN TÜMÜ bölümünden yıllık/aylık/tek tek ulaşıp okuyabilirsiniz.