10 Aralık 2009 Perşembe

Yutkunmanın Zorluğu

 20.10.2014 notu:
Bu yazı yayımlandığında, youtube'da 5-7 arasında film bulunuyordu, içinde sıcacık sesiyle "kuzucuklarım" diyen. O videolar; gerekçe metninin ışığında anladığım kadarıyla, trt nin yayınlanmama isteğine uyularak, izi bile bırakılmamış. O günlerde aşağıda söylenmiş olanlar, hiç de yabana atılacak olmadığının kanıt oldu sanırım. Bu nedenle, içeriğinde "kuzucuklarım" olmayan, bulabildiğim iki adet görüntüden biriyle değiştiriyorum.

11 Aralık 1987; azınlığı çoğunlukta, yalnızlığı kalabalıkta, tükürülen sanatı tertemiz, ayakta dimdik yaşayan ve yaşatan Adile Naşit'in ölüm tarihi. Cümledeki seslenen "Ölüm", bizim yanılgımızı simgeleyen kelime olarak alaycı bir tavırla gülümsemekte, o gittikten sonra gelenlerin kulaklarında, gözlerinde canlı canlı yabancılaşmadan yaşadığına bakıldığında.

Onca dolu dolu geçmiş yaşamının 1981' e kadar ki bölümü için yaptıklarını hala yaşıyoruz alkışlar, gülücükler içinde. Benim sözünü geçireceğim kısım ise 1981'den itibaren TRT üzerinden yayınlanan "Uykudan önce" programıyla dilinden eksik etmediği kuzucuklarına dair...

O kuzucuklar ki; doğrudan ayrılmayan, güzellikten vazgeçemeyen, en azından mutlu olmasının yolunun başkalarını mutlu etmekten geçtiğini, dostluğu hele hele arkadaş olmanın onurunu bilen bir neslin temellerini attığına tanık oluyorlardı gün be gün. Her cümlesinin sonunda bıkmadan, bıktırmadan sevgiye boğarcasına "Kuzucuklar" diyen sesi kimilerinin kulaklarını hala terk edemediler.
Ardından yıllar yılların kıçına umursamadan tekmeyi basıp, 2009 nin sonunu bulduk. O günlerin çocukları, şimdilerde birer genç, hani Nazım Usta'ın dediği gibi;
"Ben içeri düştüğümden beri...

Şimdi on yaşına bastı,
ben içeri düştüğüm sene, ana rahmine düşen çocuklar.
ve o yılın titrek, ince, uzun bacaklı tayları,
rahat, geniş sağrılı birer kısrak oldular çoktan.

Fakat zeytin fidanları hala fidan, hala çocuktur..
.
"

Kulaklarında o nasihatlar çınladığından mıdır neden, toprakaltında da olsa kendilerine mertliği daha bir yakıştırdılar; hani her gece yatmadan önce hep söz verdikleri gibi !
İşte bundandır; Musalla taşının soğuğunda anakuzusu olmanın gururu, Polat'ın esmer bakışlarından daha yiğit, daha dürüst; içinde sarıklı hoca efendinin gölgesizliğinde.
Kurşunun Nisan yağmuruna dönüştüğü bugünlerde, başlarına nefteli yeşil kep geçirilir diye Meriç nehrinin ötesine evlatlarını soğuk suları kulaçlatmadan, gizlemeden kaçıranların hissedemediklerini hissedenlerin tek tesellisi, kuzucuklar ötede de Adile'nin şefkatli kanatlarının koruması altında olması.

Gidenlerin yeri dolmayan hasretlerini hüzünle anarken...


Sevgilerimle...

ahmet haluk başaklar


not: Diğer yazılarıma, yandaki GÜNCELERİN TÜMÜ bölümünden yıllık/aylık/tek tek ulaşabilirsiniz.

1 yorum:

  1. Kurşuna dönüşen Nisan yağmurları, onların da üstlerine serpilsin inci taneleri gibi rahmet niyetine... Yüreğine sağlık

    YanıtlayınSil